Yorumlar

Yapı Kredi Kültür Sanat Yayınları Youtube kanalından bir söyleşi

Astronomiden, fizikten ve resimden anladığına inanan bir Venedikli ve onunla aynı ilgileri paylaşan bir Türk… Bu iki kişi, efendi ile köle, birbirlerini tanımak, anlamak ve anlatmak için, Haliç’e bakan karanlık ve boş bir evde, aynı masanın iki ucuna oturur, konuşurlar. Hikâyelerin günden geceye doğru ilerlemesiyle, gölgeler yavaş yavaş yer değiştirir. Bu seminerde Orhan Pamuk’un “Beyaz Kale”sini, postmodernizmi edebiyata uyarlarken kullandığı yöntemleri ve Doğu-Batı karşıtlığına önerdiği yeni bakış açısının “kimlik” sorunuyla nasıl yüzleştiğini konuşuluyor.

 

 

Analiz

Beyaz Kale, IV.Mehmet döneminde (1648 – 1687) geçer.

Romanda kullanılan ana mekan İstanbul olsa da, zaman zaman farklı bölgeler de hikayenin anlatısı içinde yer alır. IV. Mehmet’in sefere çıkmak ve avlanmak için sık sık gittiği Edirne, Hoca ile Venediklinin Lehistan Seferi’nin de başlangıç noktası olur.
Romana ismini veren “Beyaz Kale” ise, Venedikli ve Hoca’nın yaptığı silahı kullanarak ele geçirmeye çalışacakları Doppio Kalesi’ni ifade eder. Bütün olaylar bittiğinde, hikaye de İstanbul’dan ayrılır ve değişen politik koşullardan kurtulmak isteyen Venedikli, daha önceden Hoca’yla birlikte sık sık ziyaret ettiği Gebze’ye yerleşir.
Ancak, romandaki zaman ve mekanın sorgulanması da mümkündür. Orhan Pamuk, gerçeklere tamamen bağlı kalındığı geleneksel bir tarihsel roman yazma çabası içinde değildir. Onun amacı, romanı için uygun bir arka plan üzerinde hayal gücünün çalışmasına izin vermektir – bu nedenle, tarihi açıdan “doğru” olmayan bazı bilgiler romanın gidişatı içinde yer alır.
Faruk’un yazdığı giriş yazısı, bu açıdan da önemli bir işlev üstlenir.1 Tarihçi Faruk, veba salgını gibi bazı olayların, dönemle ilgili bildiğimiz gerçeklerle uyuşmadığını söyler ve belli başlı noktaların “okumaktan ve düşlemekten hoşlandığı anlaşılan” yazar tarafından kaleme alınmış olabileceğini ifade eder.
Bu durum, romandaki zaman ve mekanın da gözüktüğünden daha bulanık, daha “kurmaca” olmasına yol açar. Dolayısıyla, hikayede yaşanan olaylara ve bu olayların arka planına, kesin tarihi gerçekler olarak değil, edebi kurgu oyunları olarak bakmak daha mantıklı olacaktır.